18 Şubat 2013 Pazartesi

Bangover: Bir Aşiftenin Anıları (Part III)


“Canım iyki doğmuşsun en sevdiklerim bilirsin para, aşk, haftasonu seksi ve doğumgünü partisi :D” dedi Ayşe Armani. Bir an duraksadı Fingirella seks nalaka abi şimdi dercesine ama bozuntuya vermedi gecenin tadını kaçırmak istemedi, yıllardır bu anı bekliyordu çünkü, onun için önemliydi bu, insan kaç kere 18 yaşının 4.ayı doğumgününü kutlar ki dedi içinden –evet Fingirella her ay doğumgünü kutlardı- Arkasından Rakunzell geldi, o da Fingirella kadar olmasa da deli dolu, pervasız, akılalmaz bir kaşardı, sırf sevgilisi seviyor diye yıllarca saçlarını uzatmış ve saçlarıyla yaptıkları iğrenç seks hikayelerini anlatmaya bayılırdı. O da aynı iki yüzlülükle “canım :D iyki doğdun :D bu arada Mertcan beni yine fena hırpaladı saçlarım ondan biraz dağınık ;))” dedi. Fingirella yine bu anlamsız ayrıntıyı sorguladı içinden ama sadece içinden, yalancı bir sırıtmayla Ömür Geyik’e geçti hemen. Ömür, işsiz sayılabilirdi aslında, haftasonları 15-20 dvd alıp, dvd kutularının içine su doldurup kapısının önüne koyardı. Telaşlı ve mağrur bir ifadeyle “canım hayvan haklarıyla ilgili bir koşu var da benim ona katılıp orda %100 orijinal Van kedisi kürkümle onlara destek vermem gerekiyor, o yüzden erken kaçıcam” dedi. Fingirella Tumblr kedisi ifadesiyle “peki o zaman” sırıtışı yaptı.
            Yamuk Prenses geldi, her zaman olduğu gibi Yedi Cücelerle beraber, erkekden kanka olmaz dercesine yıllardır her şeylerini paylaşırdı bu sekizli. Gelir gelmez giriş ücretli mi diye sordu Yamuk Prenses –Yedi Cüceler ormanda yaşadıkları için para kullanmazlardı bu yüzden de Yamuk çekecekti hepsini- Fingirella “evet tatlış 50” diye cevap verdi, Yamuk Prenses’in aklına bir saniyeliğine Bayılan Mahmut Tuncer capsi geldi ve sıçtık 800 vercez yani dedi damarlarındaki kan çekilmişcesine titrek ses tonuyla. Kimler gelcekti acaba daha diye düşünürken müziğin sesi yükseldi “YA-ŞA-SIN” dedi ekstra mal bir tavırla. Koşarak içeri girdi, tek tek kapıları açtı, damarlarındaki adrenalin onu rahatsız etmeye başlamıştı, hadi artık niye bitmiyo bu kapılar demeye başladı, 857. kapıyı da açtıktan sonra heyecandan sürekli aynı iki kapıyı açıp kapattığını anladı, kendini kandırılmış hissediyordu, sakinleşti ve dj kabinine doğru yöneldi. Doğumgünü için kankisine yalvarmıştı gelmesi için ve gelmişti işte, gerçekten çok yoğun olmasına rağmen kıramamıştı Fingirella’yı Dj Ümit Besen. Herkes havaya girmeye hazırdı ve o da en sevilen miksi “N-kah masası feat. Pitbull”u çalmaya başladı, klup patlıyordu adeta, tam da her şey normal gidiyor derken…
            “Zihinsel gücümü açığa çıkarabilecek ve kalp atışlarımı yavaşlatabilecek bir çeşit kokteyl partide çok sükse yapardı” diye düşündü Fingirella ve bara yöneldi “her zamankinden” dedi. O sırada Yedi Cüceleri ayakları havada bir şekilde bar taburesinde sırayla otururken gördü, sırayla hepsiyle sohbet etmeye başladı ancak cüceler partinin başlamasının üzerinden yalnızca 37 saniye geçmişken çoktan sarhoş olmuşlardı, yine de sohbet etmek istedi bu yerden bitme ırkla, tam sohbete başlayacakken annesinin götü yere yakından uzak duracaksın özdeyişini hatırladı ve sinirli bir şekilde barmene dönerek “nerede benim kokteylim” diye bağırdı. bütün gün uğraşıp ugg’larıyla kombinlediği kıyafetinin aynısını nefret ettiği kaşar arkadaşında görmüşcesine sinirlenmişti. Barmen de “her zamankinden de demek ben seni burada hiç görmedim gerizekalı” dedi. “Haklısın o zaman ben bi bira aliyim” diye karşılık verdi Fingirella. Henüz biradan bir yudum almıştı ki kafasının içinde  Bokgibisözlertroloji özlü söz hesabında okuduğu yazılar gezmeye başladı. Durup dururken, “baktın olmuyor tek bildiğim şey olmak ya da hiçbirşey bilmediğim olmamaktır o zaman bakmayacaksın işte bütün mesele bu” deyip duruyordu. Belli ki özlüsöz hesapları beynini kemirmiş ve yok etmişti, çaresizce düzelmeyi beklerken aklına bir anda bir fikir geldi…

10 Şubat 2013 Pazar

Bangover: Bir Aşiftenin Anıları (Part II)


              Tam o sırada üzerinden hiç çıkarmadığı kırmızı polarıyla saçları bir Pazar sabahı için oldukça dağınık olan Kırmızı GAPşonlu geldi, geç kalmıştı, özür dileyen bir ses tonuyla “biliyosunuz kızlar ;)” dedi. Kırmızı GAPşonlu her sabah büyükannesine yemek götürmek için Büyük Çekmece’den Üsküdar’a giderdi. En azından diğerleri öyle biliyomuş gibi yapardı… Gerçeklerin tadıysa bol isotlu bir Tatlıses çiğköfte gibiydi; Kırmızı GAPşonlu’nun akıl almaz bir şekilde av hayvanlarına ve silahlara ilgisi vardı, özellikle Kurtlara ve Avcılara!
Kırmızı GAPşonlu Avcıyla çıkmaya başlamıştı… Aslında kimse beklemiyordu bunu. Lisede Kırmızı GAPşonlu avcıya baya yazıyodu ama avcı yüz vermemişti pek, feysten ekleyip Avcı’nın duvarına “sen tüfek ol ben de senin avın, bur beni pislik” bile yazmışlığı vardı aslında. Ancak Avcı o zamanlar Kırmızı Gapşonlu’nun büyükannesiyle çıktığı için bu iflah olmaz aşiftenin nazik teklifini değerlendirememişti. GAPşonlu’ysa o zamanlar Kurtla fuck buddydi.
            Bir kaç çözümü vardı bu applicationu durdurabilecek: Eğer Gansel ve Hratel’den biri haram olan yiyeceklerden yerlerse application paralı oluyordu ve her seferinde cadının yeniden yüklemesi gerekiyordu, başka bir yol da Şampiyon Kokoreç’te bulunurlarsa geçerli oluyordu, o zaman da cadıya ulaşan fiberoptik sinyaller karıncalanıyor ve cadının iletişim olanakları sınırlanıyordu.
            Gansel ve Hratel bu durumdan haberdarlardı ve eğer Kötü Pankreaslı Cadı konuştukları şeyleri duyarsa onları pastadan yapılmış zindanına hapsedip orada yüksek dozda Sibel Can ve Mehmet Ali Erbil dinleterek işkence yapabilirdi. Bu kimsenin göze almak istemeyeceği bir durumdu. Korkudan büyümüş gözleriyle birbirlerine baktı küçük kardeşler, minik elleri karıncalanmıştı, belli ki başlarına gelen şeyler, yaşadıkları ufak bedenlerine ağır gelmeye başlamıştı. Korkusuzlardı aslında, başları hiçbir zaman beladan kurtulmamış olmasına rağmen hep üstesinden gelmeyi bilmişlerdi, daha geçen gün oje sürerken ayak serçe parmaklarındaki tırnak kırıldığı için saatlerce ağlamışlardı. Bu da onların ne kadar güçlü olduğunu göstermek için oldukça yeterliydi zaten. İkisi de aynı anda Fingirella’ya dönüp bir anda anlatırız ama bi şartla dediler. Dün gece yaptıklarını öğrenmek için L.Vuitton çantasını bile vermeye razı olan Fingirella kendinden emin bir ses tonuyla “Evet ?” dedi. Cevap çok açık ve zorluydu: Şampiyon’a gidiyoruz.
           
            Şampiyona gelmişlerdi, hava hala soğuktu, Fingirella bi karamelli machiato söylemişti, garson ayran var olur mu diyince iyi peki diye cevap vermişti. Ancak kehanetin bozulması için kokoreç de söylemeleri gerekiyordu, içeri girer girmez “ay kokuyo burasııııı” diyen Kırmızı GAPşonlu dışarıda bekliyordu, Fingirella ben aç değilim az yerim dedi, herkese birer çeyrek söylediler, tam garson giderken Fingirella arkasından bağırıp “ya sen bana 2 yarım getir :D” dedi. Artık sabırsızlanan Fingirella hadi anlatın dercesine baktı kardeşlere, o vurucu kelimeler döküldü kardeşlerin ağzından: Yedi Cüceler…!
Fingirella duydukları karşısında adeta çılgına dönmüştü, rüzgarda savrulan BİM poşeti gibi ordan oraya atmaya başladı kendini, kendine kızıyordu, tiksiniyordu kendinden bir an için bir şişe acılı şalgam içip intihar etmeyi bile düşündü ama bir an duraksadı ve vazgeçti. Neyse ki.
            Gansel ve Hratel’in ağzından Yedi Cüceler’in çıkmasıyla kıvılcımlar oluşmuştu Fingirella’nın bir anda doğumgününün yapıldığı Jolly Joker Ormanı geldi aklına. Yedi Cücelerin de evleri oradaydı. Fingirella her gece 12’den sonra tüm ihtişamını ve şöhretini kaybedip kızıl saçlı Yıldız Tilbe’ye dönüşüyordu, bunu bildiği için gece partilerinde hep karanlık yerler seçerdi, tıpkı doğumgünü partisi için hiç de alışılmadık bir yer olan ormanı seçmesi gibi. Davetlilere de cadılar günü konsepti olacağını söylemişti bu sayede Yıldız Tilbe’ye dönüştüğünde dikkat çekmeyecekti fakat unuttuğu bir şey vardı; Kötü Pankreaslı Cadı da rahatlıkla partide yer alabilecekti bu sayede. YouTube’da takılmış vidyonun karelenmesi gibi birkaç kare geldi Fingirella’nın beynine, hiç sevmediği kaşar kızlar da oradaydı o gece; Rakunzell, Ayşe Armani ve Ömür Geyik, en çok da çakma sarışınlardan nefret ederim dedi kendi kendine Fingirella. Tüm diyalogları hatırlamıştı Fingirella bir anda ÖSS şekeri yemişcesine, önce Ayşe Armani girmişti içeri… 

                 ... Haftaya aynı saatte burada...

3 Şubat 2013 Pazar

Bangover: Bir Aşiftenin Anıları (Part I)

             Buz gibi bir pazar sabahıydı, çılgın doğumgünü partisi yüzünden dehidre olmuş vücuduyla yorgun, bitkin ve bir o kadar da aşifte uyandı Külköpeği Fingirella. Zaten bir güvercininkinden 2 fazla olan IQ’sunu da dün gece kusarken tuvalete bırakmış olabilirdi. Endişelendi, koşarak odasında gitti, hemen eline kağıt kalem aldı ve 2 kere 2 yazdı, 23.denemesinde doğru cevabı buldu, “Oh her zamanki gibiyim” dedi ve rahatladı. Evin içinde su aramaya başlamışken telefonuna gözü ilişti, dehşetle göz bebekleri büyüdü, kulakları dün geceki “…all eyes on us… scream an shout scream an shout... britney bitch…”le inlerken mesajlara bastı ve Kırmızı GAP Kapşonlu Kız’ın “kızağğğm sn nası bi manyksn yaa :D” mesajını gördü. İrkildi, irkilmeliydi de, geçen seferki hangoverında Taksim Burger King’in tuvaletinde Davut Güloğlu’yla yiyişmesinin pişmanlığını hala yaşıyordu çünkü. Kırmızı GAPşonlu’ya “noldu yaa =(“ diye cevap verdi.

                                                                                                  
      Fingirella oldukça varlıklı bir aileden geliyordu, gelmeyebilirdi de, kimse tam olarak bilemiyordu bunu, babası Federal Mahkeme’de moda bloggerı olarak çalışıyordu, annesiyse estetik yaptırmak üzerine 2 yıllık açık öğretim okuyordu, estetik yaptırmak onun için saplantı haline gelmişti adeta öyle ki geçen yaz kendisini komple Seda Sayan’a benzettirmişti, artık Seda Sayan’dan daha çok Seda Sayan’dı, hatta mahkeme kararıyla adını Seda Sayan v.2.01 yaptırmıştı. Bunca duygusal buhranın ortasında Fingirella’nın yaşamı dış dünyadan bağımsız bir SBS’ye Hazırlık Özel Sınıfı kadar masum ve düzenliydi. Külköpeği Fingirella gece onikiden önce Bebek’teki evinde onikiden sonra da Kasımpaşa’da olması gerektiği için o gün Bebek’te uyanmıştı. Dün geceye dahil birkaç kare hatırlamaya başlamıştı sanki, hala kendine bile itiraf etmekte zorlandığı, tek cümleyle geçiştirilemeyecek hatalar…
            Hemen Gansel ve Hratel’e “kankilerle bebekte kahv6 keyfiii ?? ;)” diye mesaj attı. Aslında pek de sevmezdi bu ensest kardeşleri, kimsenin bilmediği bir sırrı daha vardı Külköpeği’nin bu kardeşlerle ilgili. Dün geceki partide onlar da vardı, neler yaptığının kritiğini yaparlardı belki, kimbilir belki duyulmaması gereken sırları saklamak için ondaki sırlarla tehdit ederdi onları. Buluştular. Külköpeği kepek ekmek içine domatesli beyaz peynirli tost söyledi. Hiç sevmemesine rağmen havalı durduğu için söylerdi bu doyma karşıtı yemeği. Gansel ve Hratel’se –eskilerden kalma bi alışkanlık olarak- sadece ekmek ve pasta söylediler, ekmeği de yemediler zaten arabalarını park ettiği yeri bulmak için kullanacaklardı. Birden konuya girerek “ağbiii dün naptım ben yaa hiç htrlamıorm inanabilio musn ;(” dedi Külköpeği. Gansel ve Hratel aynı anda –hep aynı anda konuşurlardı zaten- “ŞAKA YA-PI-YO-SUUN :D” diye cevap verdiler. Külköpeği bu anların, yaşadıklarının zamanın tozlu raflarında kaybolup gitmesini istercesine sarıldı çay bardağına ve şöyle dedi “ya bu çay çok koyu olmuş açık demiştim ben ama” garsona doğru ürkek ve mağrur yüz ifadesiyle.
            Fingirella’ın beyni ne yaptım, nasıl oldu, kimleydim gibi sorularla bulanmıştı, masada adete bir ölüm sessizliği vardı, kimsenin ağzından çıt çıkmıyordu. Bu derin sessizlik bir anda bozuldu: “GÖÜĞĞKK… çok şükür doydum…” Fingirella bu tost bana yetmez deyip 3.tostu da söylemiş ve umarsız bir geğirmeyle yemeğini bitirdiğini belirtmek istemişti. Dün gece yaşananların tek bütün her şeyi bilen tanıkları Gansel ve Hratel’di ancak onların da tüm her şeyi anlatabilmek için önlerinde bir engel vardı: Kötü Pankreaslı Cadı…! Cadı 0.99 $’a appstore’dan aldığı nükleer başlıklı İsrail yapımı zihin okuma application’u ile 24 saat izleyebiliyordu onları. Bu, Gansel ve Hratel’in elini kolunu bağlayan bir durumdu, ne yaparlarsa yapsınlar ne konuşurlarsa konuşsunlar cadı onları duyabiliyordu. Ancak… 


                                      ...Haftaya aynı saatte burada...