10 Şubat 2013 Pazar

Bangover: Bir Aşiftenin Anıları (Part II)


              Tam o sırada üzerinden hiç çıkarmadığı kırmızı polarıyla saçları bir Pazar sabahı için oldukça dağınık olan Kırmızı GAPşonlu geldi, geç kalmıştı, özür dileyen bir ses tonuyla “biliyosunuz kızlar ;)” dedi. Kırmızı GAPşonlu her sabah büyükannesine yemek götürmek için Büyük Çekmece’den Üsküdar’a giderdi. En azından diğerleri öyle biliyomuş gibi yapardı… Gerçeklerin tadıysa bol isotlu bir Tatlıses çiğköfte gibiydi; Kırmızı GAPşonlu’nun akıl almaz bir şekilde av hayvanlarına ve silahlara ilgisi vardı, özellikle Kurtlara ve Avcılara!
Kırmızı GAPşonlu Avcıyla çıkmaya başlamıştı… Aslında kimse beklemiyordu bunu. Lisede Kırmızı GAPşonlu avcıya baya yazıyodu ama avcı yüz vermemişti pek, feysten ekleyip Avcı’nın duvarına “sen tüfek ol ben de senin avın, bur beni pislik” bile yazmışlığı vardı aslında. Ancak Avcı o zamanlar Kırmızı Gapşonlu’nun büyükannesiyle çıktığı için bu iflah olmaz aşiftenin nazik teklifini değerlendirememişti. GAPşonlu’ysa o zamanlar Kurtla fuck buddydi.
            Bir kaç çözümü vardı bu applicationu durdurabilecek: Eğer Gansel ve Hratel’den biri haram olan yiyeceklerden yerlerse application paralı oluyordu ve her seferinde cadının yeniden yüklemesi gerekiyordu, başka bir yol da Şampiyon Kokoreç’te bulunurlarsa geçerli oluyordu, o zaman da cadıya ulaşan fiberoptik sinyaller karıncalanıyor ve cadının iletişim olanakları sınırlanıyordu.
            Gansel ve Hratel bu durumdan haberdarlardı ve eğer Kötü Pankreaslı Cadı konuştukları şeyleri duyarsa onları pastadan yapılmış zindanına hapsedip orada yüksek dozda Sibel Can ve Mehmet Ali Erbil dinleterek işkence yapabilirdi. Bu kimsenin göze almak istemeyeceği bir durumdu. Korkudan büyümüş gözleriyle birbirlerine baktı küçük kardeşler, minik elleri karıncalanmıştı, belli ki başlarına gelen şeyler, yaşadıkları ufak bedenlerine ağır gelmeye başlamıştı. Korkusuzlardı aslında, başları hiçbir zaman beladan kurtulmamış olmasına rağmen hep üstesinden gelmeyi bilmişlerdi, daha geçen gün oje sürerken ayak serçe parmaklarındaki tırnak kırıldığı için saatlerce ağlamışlardı. Bu da onların ne kadar güçlü olduğunu göstermek için oldukça yeterliydi zaten. İkisi de aynı anda Fingirella’ya dönüp bir anda anlatırız ama bi şartla dediler. Dün gece yaptıklarını öğrenmek için L.Vuitton çantasını bile vermeye razı olan Fingirella kendinden emin bir ses tonuyla “Evet ?” dedi. Cevap çok açık ve zorluydu: Şampiyon’a gidiyoruz.
           
            Şampiyona gelmişlerdi, hava hala soğuktu, Fingirella bi karamelli machiato söylemişti, garson ayran var olur mu diyince iyi peki diye cevap vermişti. Ancak kehanetin bozulması için kokoreç de söylemeleri gerekiyordu, içeri girer girmez “ay kokuyo burasııııı” diyen Kırmızı GAPşonlu dışarıda bekliyordu, Fingirella ben aç değilim az yerim dedi, herkese birer çeyrek söylediler, tam garson giderken Fingirella arkasından bağırıp “ya sen bana 2 yarım getir :D” dedi. Artık sabırsızlanan Fingirella hadi anlatın dercesine baktı kardeşlere, o vurucu kelimeler döküldü kardeşlerin ağzından: Yedi Cüceler…!
Fingirella duydukları karşısında adeta çılgına dönmüştü, rüzgarda savrulan BİM poşeti gibi ordan oraya atmaya başladı kendini, kendine kızıyordu, tiksiniyordu kendinden bir an için bir şişe acılı şalgam içip intihar etmeyi bile düşündü ama bir an duraksadı ve vazgeçti. Neyse ki.
            Gansel ve Hratel’in ağzından Yedi Cüceler’in çıkmasıyla kıvılcımlar oluşmuştu Fingirella’nın bir anda doğumgününün yapıldığı Jolly Joker Ormanı geldi aklına. Yedi Cücelerin de evleri oradaydı. Fingirella her gece 12’den sonra tüm ihtişamını ve şöhretini kaybedip kızıl saçlı Yıldız Tilbe’ye dönüşüyordu, bunu bildiği için gece partilerinde hep karanlık yerler seçerdi, tıpkı doğumgünü partisi için hiç de alışılmadık bir yer olan ormanı seçmesi gibi. Davetlilere de cadılar günü konsepti olacağını söylemişti bu sayede Yıldız Tilbe’ye dönüştüğünde dikkat çekmeyecekti fakat unuttuğu bir şey vardı; Kötü Pankreaslı Cadı da rahatlıkla partide yer alabilecekti bu sayede. YouTube’da takılmış vidyonun karelenmesi gibi birkaç kare geldi Fingirella’nın beynine, hiç sevmediği kaşar kızlar da oradaydı o gece; Rakunzell, Ayşe Armani ve Ömür Geyik, en çok da çakma sarışınlardan nefret ederim dedi kendi kendine Fingirella. Tüm diyalogları hatırlamıştı Fingirella bir anda ÖSS şekeri yemişcesine, önce Ayşe Armani girmişti içeri… 

                 ... Haftaya aynı saatte burada...

1 yorum: