Tam o sırada üzerinden
hiç çıkarmadığı kırmızı polarıyla saçları bir Pazar sabahı için oldukça dağınık
olan Kırmızı GAPşonlu geldi, geç kalmıştı, özür dileyen bir ses tonuyla
“biliyosunuz kızlar ;)” dedi. Kırmızı GAPşonlu her sabah büyükannesine yemek
götürmek için Büyük Çekmece’den Üsküdar’a giderdi. En azından diğerleri öyle
biliyomuş gibi yapardı… Gerçeklerin tadıysa bol isotlu bir Tatlıses çiğköfte
gibiydi; Kırmızı GAPşonlu’nun akıl almaz bir şekilde av hayvanlarına ve
silahlara ilgisi vardı, özellikle Kurtlara
ve Avcılara…!
Kırmızı GAPşonlu Avcıyla çıkmaya
başlamıştı… Aslında kimse beklemiyordu bunu. Lisede Kırmızı GAPşonlu avcıya
baya yazıyodu ama avcı yüz vermemişti pek, feysten ekleyip Avcı’nın duvarına “sen
tüfek ol ben de senin avın, bur beni pislik” bile yazmışlığı vardı aslında. Ancak
Avcı o zamanlar Kırmızı Gapşonlu’nun büyükannesiyle çıktığı için bu iflah olmaz
aşiftenin nazik teklifini değerlendirememişti. GAPşonlu’ysa o zamanlar Kurtla
fuck buddydi.
Bir kaç çözümü vardı bu applicationu
durdurabilecek: Eğer Gansel ve Hratel’den biri haram olan yiyeceklerden
yerlerse application paralı oluyordu ve her seferinde cadının yeniden yüklemesi
gerekiyordu, başka bir yol da Şampiyon Kokoreç’te bulunurlarsa geçerli
oluyordu, o zaman da cadıya ulaşan fiberoptik sinyaller karıncalanıyor ve
cadının iletişim olanakları sınırlanıyordu.
Gansel ve Hratel bu durumdan
haberdarlardı ve eğer Kötü Pankreaslı Cadı konuştukları şeyleri duyarsa onları
pastadan yapılmış zindanına hapsedip orada yüksek dozda Sibel Can ve Mehmet Ali
Erbil dinleterek işkence yapabilirdi. Bu kimsenin göze almak istemeyeceği bir
durumdu. Korkudan büyümüş gözleriyle birbirlerine baktı küçük kardeşler, minik
elleri karıncalanmıştı, belli ki başlarına gelen şeyler, yaşadıkları ufak bedenlerine
ağır gelmeye başlamıştı. Korkusuzlardı aslında, başları hiçbir zaman beladan kurtulmamış
olmasına rağmen hep üstesinden gelmeyi bilmişlerdi, daha geçen gün oje sürerken
ayak serçe parmaklarındaki tırnak kırıldığı için saatlerce ağlamışlardı. Bu da
onların ne kadar güçlü olduğunu göstermek için oldukça yeterliydi zaten. İkisi
de aynı anda Fingirella’ya dönüp bir anda anlatırız ama bi şartla dediler. Dün
gece yaptıklarını öğrenmek için L.Vuitton çantasını bile vermeye razı olan
Fingirella kendinden emin bir ses tonuyla “Evet ?” dedi. Cevap çok açık ve
zorluydu: Şampiyon’a gidiyoruz.
Şampiyona gelmişlerdi, hava hala
soğuktu, Fingirella bi karamelli machiato söylemişti, garson ayran var olur mu
diyince iyi peki diye cevap vermişti. Ancak kehanetin bozulması için kokoreç de
söylemeleri gerekiyordu, içeri girer girmez “ay kokuyo burasııııı” diyen
Kırmızı GAPşonlu dışarıda bekliyordu, Fingirella ben aç değilim az yerim dedi,
herkese birer çeyrek söylediler, tam garson giderken Fingirella arkasından
bağırıp “ya sen bana 2 yarım getir :D” dedi. Artık sabırsızlanan Fingirella
hadi anlatın dercesine baktı kardeşlere, o vurucu kelimeler döküldü kardeşlerin
ağzından: Yedi Cüceler…!
Fingirella duydukları karşısında
adeta çılgına dönmüştü, rüzgarda savrulan BİM poşeti gibi ordan oraya atmaya
başladı kendini, kendine kızıyordu, tiksiniyordu kendinden bir an için bir şişe
acılı şalgam içip intihar etmeyi bile düşündü ama bir an duraksadı ve vazgeçti.
Neyse ki.
Gansel ve Hratel’in ağzından Yedi
Cüceler’in çıkmasıyla kıvılcımlar oluşmuştu Fingirella’nın bir anda
doğumgününün yapıldığı Jolly Joker Ormanı geldi aklına. Yedi Cücelerin de
evleri oradaydı. Fingirella her gece 12’den sonra tüm ihtişamını ve şöhretini
kaybedip kızıl saçlı Yıldız Tilbe’ye dönüşüyordu, bunu bildiği için gece partilerinde
hep karanlık yerler seçerdi, tıpkı doğumgünü partisi için hiç de alışılmadık
bir yer olan ormanı seçmesi gibi. Davetlilere de cadılar günü konsepti
olacağını söylemişti bu sayede Yıldız Tilbe’ye dönüştüğünde dikkat çekmeyecekti
fakat unuttuğu bir şey vardı; Kötü Pankreaslı Cadı da rahatlıkla partide yer
alabilecekti bu sayede. YouTube’da takılmış vidyonun karelenmesi gibi birkaç
kare geldi Fingirella’nın beynine, hiç sevmediği kaşar kızlar da oradaydı o
gece; Rakunzell, Ayşe Armani ve Ömür Geyik, en çok da çakma sarışınlardan
nefret ederim dedi kendi kendine Fingirella. Tüm diyalogları hatırlamıştı
Fingirella bir anda ÖSS şekeri yemişcesine, önce Ayşe Armani girmişti içeri… ... Haftaya aynı saatte burada...

Delisinya la sen
YanıtlaSil